koleksiyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
koleksiyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Aralık 2014 Pazar

Bir 'Ustalara Saygı' Duruşu: FANTASTURKA

Aylak bir zamanımızda televizyonda rastlayıp en azından birkaç dakikalığına da olsa izlediğimiz yerli filmler vardır. Tarihi ya da bilim kurgu içerikli, bol hareketli, çoğu kez gerçek üstü, başrollerinde diğer Yeşilçam filmlerinden de tanıdığımız ünlü ya da az ünlü isimlerin bulunduğu, ilginç kostüm ve efektlerle bezenmiş filmlerdir bunlar. Çoğu kez gülerek, "amma da yapmışlar" düşüncesiyle, hatta saçma bularak izleriz bu eski filmleri; çünkü Hollywood filmlerinin getirdiği görsel inandırıcılık, teknolojik kalite ve keskin oyunculuk bu 'ev yapımı' fantastik Türk filmlerinde yoktur. Ancak çok daha önemli şeyler vardır bu fantastik Türk filmlerinde. Kısıtlı imkanlar nedeniyle ulaşılan içten bir yaratıcılık vardır örneğin, henüz bozulmamış şehirlerin siluetleri, ellerindeki üç kuruş parayla bir hayali gerçek kılmaya çabalayan güzel insanlar. Uyarlama da olsa, hatta Türk sineması diye bildiğimizden uzak bile görünse anlatılmaya çalışan hikâyeye iyisiyle kötüsüyle buraların kokusu sinmiştir. Başka bir deyişle, bu filmlerin her biri ayrı birer "ruh" kazanmıştır. Haliyle bu filmler için bir araya gelen insanların sarf ettiği emek daha da kıymetlenir; üzerinden geçen uzun yıllar da meraklılarına bu serüveni anlatmak için bu filmlerdeki nice ayrıntının fark edilmesini sağlar.                                         

Türk işi fantastik filmler festivali Fantasturka, bir "kadir kıymet bilme" düşüncesinin eylemi aslında. İlk olarak 2011'de Ankara'da, Ankara Kısa Filmciler Derneğinin girişimiyle düzenlendi. Hem Yeşilçam'ın farklı alanlarında hem de festivalin konu edindiği fantastik Türk filmleri alanında emek vermiş, araştırma ve koleksiyonlarıyla bir devrin unutulmamasını sağlamış isimlere bir teşekkür, bir saygı duruşu olarak planlanan bu festivalde şahane gösterimler ve söyleşiler bulunuyordu. Fantastik filmlere dair araştırmalarıyla tanınan ve filmlerin hak ettiği saygıyı görmesi için çabalayan Metin Demirhan anısına düzenlenen festivalde, ayrıca bu filmlerin kalıcı olması için Türk yapımcılardan bile büyük fedakarlıklarda bulunan fantastik sinema gönüllüsü Vassilis Barounis'e de gıyabında ödül takdim edilmişti. 

2013'te İstanbul'da düzenlenen ve burada da oldukça ilgi gören festivalin üçüncüsü art arda iki şehirde birden gerçekleşiyor. İstanbul'da 12-14 Aralık tarihlerinde düzenlenen festivalin Ankara ayağı ise 18-21 Aralık tarihlerinde Çağdaş Sanatlar Merkezinde gerçekleşecek. Ankara'da festivalin biraz daha uzun sürmesi de bizlerin ayrıcalığı olsa gerek elbette. :) Fantasturka'nın Ankara ayağında görülebilecek başlıca filmler şunlar: 

(alfabetik sıraya göre)
Atını Seven Kovboy (Aram Gülyüz - 1974)
Çeko (Çetin İnanç - 1970)
Dabbe Zehr-i Cin (Hasan Karacadağ -2014)
Drakula İstanbul'da (Mehmet Muhtar -1953)
Dünyayı Kurtaran Adam (Çetin İnanç -1982)
Kara Murat Şeyh Gaffar’a Karşı (Ernst Hofbauer, Natuk Baytan -1976)
Ölümün Nefesi - La Mano Che Nutre La Morte (Sergio Garrone -1974)
Sihirbazlar Kralı Mandrake Killing'in Peşinde (Oksal Pekmezoğlu - 1967) (Ankara'da ilk gösterim)
Tarkan Altın Madalyon (Mehmet Aslan - 1972)
Vahşi Kan (Çetin İnanç - 1983)
Yılmayan Şeytan (Yılmaz Atadeniz -1972)
Zagor Kara Bela (Nisan Hançer-1971)
Şeytan (Metin Erksan -1973)

18 Aralık Perşembe günü Ankara'daki festivalin açılışı "Fantastiğin Sineması" adında özel bir belgesel gösterimi ile başlayacak. Sinema meraklılarının yalnızca filmleri izlemekle kalmayacağı, filmlere dair yapım hikâyelerini, festivale bizzat katılan yönetmen ve oyuncuların anı ve görüşlerini de öğrenebileceği şahane söyleşilerin ve sunumların bulunduğunu özellikle vurgulamak gerek. "Dünyayı Kurtaran Adam" gibi artık dünyaca bilinen kült bir film ile "Vahşi Kan" ve "Çeko" gibi son derece sıra dışı filmlerin yönetmeni Çetin İnanç ile bir söyleşi, filmleri ilgiyle izleyenler için bulunmaz bir fırsat. Aynı şekilde, Çeko'nun başrol oyuncusu ve Yeşilçam'ın 60'lı yıllardan bu yana birçok farklı yapımında rol almış usta tiyatrocu ve sinema sanatçısı Yılmaz Köksal'ın söyleşisi de merakla beklenenler arasında. 

Festivalin bu seferki ayağında yenilikler de var üstelik. Maddî ve manevî çeşitli sıkıntılara rağmen çekilerek sinema izleyicisiyle buluşan bilim-kurgu, korku, gerilim, polisiye, western, tarih, kahramanlık gibi türlerden seçilmiş onlarca filme bu sefer özel gösterimler, sergiler, atölye çalışmaları ve interaktif bir fantastik hikâye yazma çalışması eşlik ediyor. Oldukça renkli geçeceğe benzeyen festivalin son gününde de özel gösterimler bulunuyor. 

Fantastik Türk sinemasının bilinmeyen yönlerini keşfetmek adına Fantasturka, sinemaya izleyici ya da çalışan olarak gönül vermiş herkes için şahane bir etkinlik. Metin Demirhan'ın da söylediği gibi, Yeşilçam'ın bu sıra dışı ve özel yüzünün, "peşin bir alaycılık" ile değil, "saygı" ve "sağduyu" ile ele alınması gerek; çünkü dönemin şartlarına ve filmlerin çekildiği koşullarla kıyaslandığında ortaya harika işler çıktığını görmek mümkün. Öyle olmasa bile, bu filmlerdeki kostüm, dekor ve efektlerin kullanımındaki yaratıcılık ve filmlerin ardındaki içtenlik övgüye değer. Türk Sinemasının 100. yılını kutladığımız şu sıralarda, hem izleyicinin hem de sinema eserlerinin kat ettiği yolu, geçirdiği değişimi ve yaşadığı serüveni görebilmek için Fantasturka'yı kaçırmamalı. En çok da kadir kıymet bilen bir grup sinema gönüllüsünün Ankara'da başlatıp sürdürmeye çalıştığı "ustalara saygı duruşu"nu izleyiciler olarak desteklemek, hem sinema emekçilerine hem de şehre bir vefa borcu olsa gerek. 

Tüm sinemaseverlere ve halen "Ankara'da canım çok sıkılıyor yaa" diyenlere ehemmiyetle duyurulur. 


Festival Programı: 



İlgili linkler: 




5 Kasım 2014 Çarşamba

Tarihin Yaprakları, Posta Pulları: Ptt Pul Müzesi


Ankara için, tarihi dokusu nedeniyle Ulus ve çevresi Cumhuriyetin ilk yıllarından bu yana eskisi kadar olmasa da halen ilgi çekici ve görkemli görünüyor. Buradaki olgunluk ve yaşanmışlık hissini, kültürel mirasın hala var olduğunu bizlere hissettiren binalardan biri, tam 80 yıl önce bugünkü Atatürk Bulvarı üzerinde inşa edilmiş olan dönemin Emlak ve Eytam Bankası. Mimarı ise bugünkü ana meclis binasının da mimarı olan Clemence Holzmeister. Geçtiğimiz yıl ise bu bina Posta ve Telgraf Teşkilatı tarafından restore edilerek Pul Müzesi olarak hizmete açıldı.


Meraklısı için, binanın taş temellerinden bir görünüm

Pul Müzesi deyince sadece pulların sergilendiği ve durağan bir yermiş gibi çağrışıyor başta. Bense bu üç katlı taş binanın estetik görünümüne ve semtin görünümüne kattığı güzelliğe uzun zamandır hayranlık duyuyordum. Çünkü bu tarihi bina, önünden birkaç kez geçtiğim halde, tadilatta veya kapalı olduğu için içerisini göremediğim bir yapıydı. Müze olarak açıldığını görünce "bir bakıp çıkayım" diye girip, bir saatten fazla bir süre saat hiç sıkılmadan gezindiğimi fark ettim. "Böylesine ilgi çekici ne olabilir ki?" diyeceksiniz muhtemelen. Bu nedenle, bu müzede nelerin bulunduğundan ve burada nelerin yapılabileceğinden bahsedeyim biraz.




Binaya ilk girişte gayet ilgili görevliler karşılıyor ziyaretçileri. Giriş için ücretsiz biletleri ve kat biletlerini buradan temin ediyoruz. Müzeyi ayrıntılı gezmek isteyenler için, buradan kimlik karşılığında sesli rehber edinmek de mümkün, ki bu sesli rehberler içerik açısından fazlasıyla doyurucu bir biçimde hazırlanmış. Dinleyenler, müzenin her bölümüne ve posta tarihine dair ayrıntılı bilgi edinebiliyor bu sayede. Müzenin girişinde sol taraftan başlayarak ulaklardan dumana, güvercinden mektuba, telgraftan telefona dek bütün gelişmeleri işleyen tarihçe kısmını gezebilirsiniz. Haber vermek uğruna son nefesini veren Pheidippides'i, ilk pul Penny Black'in bugünkü posta uygulamasına nasıl kaynaklık ettiğini, ilk telgraf mesajını, telefonlarla çalışan hanımefendileri, geniş coğrafyalara hükmedenlerin paylaşamadıklarını, hatta savaş zamanı posta teşkilatını anlatan tablolar, interaktif ekranlar ve güzel fotoğraflar bulunuyor. Posta teşkilatının kuruluşundan bugüne kullanılan araç gereçler, iletişimi sağlayan görevlilerin özel giysileri, hatta pul basımında kullanılan mekanik makineleri hayranlıkla inceleyebileceğiniz bir yer burası. 

Giriş kapısının sağ tarafında kalan kısım, müzenin giriş katında en çok ilgimi çeken bölüm oldu. Muhtemelen Türkiye'deki müzelerde pek görülmeyen yeni bir uygulama bu. "Tarihten Mektuplar" adlı bölümde, 'hologram kütüphane' uygulamasıyla, antik çağlardan günümüze tarihi önemi olan mektuplar sergileniyor. Bu mektupları incelemek için de, interaktif konsol oyunlarda yaptığımız gibi, sanal bir kütüphanenin önüne gelip elin bir hareketiyle incelemek istediğimiz kitabı raftan çekip açıyoruz. Bu özellikle genç ziyaretçilerin ilgisini çekebilecek bir kısım, Üstelik bu teknolojinin artık işe yarar bir biçimde eğitsel ve kültürel amaçlı kullanıldığını görmek güzel. 




Giriş katından merdivenlere doğru devam edildiğinde, gerçekten 'pul müzesi' diye adlandırılacak kısım başlıyor. Pulların hangi amaçlarla kullanıldığını, nasıl tasarlanıp baskıya gönderildiğini ve pul koleksiyonculuğuna dair temel bilgileri edinmek için tasarlanmış bir bölüm. Bu kısmın özel bir ruhu var aslında; çünkü günlük hayatımızda üzerinde pek düşünmediğimiz, hatta ilgimiz yoksa hiç önemsemediğimiz nesnelerdir pullar. Ancak ilk pul Penny Black'ten bu yana, yalnızca gönderileri ücretlendiren değil, tarih içinde yaşanan önemli olayları ve ülke insanlarının bu olaylara genel olarak nasıl yaklaştığını simgeleyen pullar basılmakta her ülkede. Biraz dikkatli baktığımızda, ülkelerin neyi önemsediğini, toplumsal ve siyasi olayları nasıl algıladığını, hatta birbirleriyle ilişkilerini bile anlamak olası. Bu kısımda kronolojik olarak ülke pullarını inceleyebileceğiniz sanal koleksiyonlar var, ki dünya çapında basılıp dağıtılan bu pulların gerçekleri 3. kattaki koleksiyonlarda görülebilir. 2. katta ise konularına göre pul koleksiyonları var, burası biraz daha meraklılarının ilgisini çekebilecek bir bölüm. 1. kattaki koleksiyonda ise Osmanlı'dan günümüze pullar ile tarihi gelişimi izleyebiliyoruz. Burası da nostalji meraklılarının ilgisini çekecek türden bir bölüm. 




Müzelerin eğitsel bir yanının da olması gerektiğini savunurum hep. Nitekim dünya çapındaki büyük müzelerde, özellikle okul gruplarının ziyaretleri için müzelerin hazırladıkları ders planları ve çeşitli etkinliklere kolaylıkla erişilebiliyor. Çocuklar için düşünülmüş serbest zaman etkinliklerinin giderek azaldığı ya da ticari yerlerle sınırlı kaldığı günümüzde, Pul Müzesinin özellikle çocuklara yönelik hazırlanan alt katı takdire değer. Küçük sinevizyon gösterileri, posta ve kavramlarına dair hazırlanmış posterler, etkinlik alanları, nasıl mektup yazılır konulu küçük atölyesi, çocuklara yönelik hazırlanmış pul koleksiyonları ve rengarenk tasarımı ile kültürel bir değerin edinimi konusunda çok işlevsel bir kısım. Tek olumsuz yanı, hafta sonları ve tatillerde kapalı olması nedeniyle ailelerin burayı kullanma fırsatı bulamaması olmalı. Bunlar dışında, müze içinde filatelistlerin ve posta konusuna ilgi duyanların pulları, zarfları ve çeşitli anı eşyalarını edinebileceği küçük bir mağaza ile biraz soluklanmak için oturulabilecek şirin bir kafe de bulunuyor.




İnsanlığın tarihsel yolculuğunda pullar her zaman diliminin bir işareti olarak algılandığında, onların tarihten bugüne kalan yapraklar olduğunu düşünebiliriz. Mektuplara resmiyet kazandıran ve tarihin kendi damgasını vuran pullar ile, bu güne dek haberleşme alanındaki serüvenimizi inceleyebileceğimiz, uluslararası ölçülerde tasarlanmış bir Pul Müzesi var Ankara'da. Yalnızca öğrencilerin değil, geçmişin elinden bir şeyler öğrenmek isteyenlerin mutlaka bulunmak isteyeceği, şehre anlam katacak bu çağdaş ve nadir yapı görülmeye değer. 

Ayrıntılı bilgi için: http://www.pttpulmuzesi.org.tr/

29 Ekim 2014 Çarşamba

Ankara'da Deneysel Bir Sanat İstasyonu: SALT Ulus

Popüler kültüre ve sanatın modern hallerine meraklı biz Ankaralıların, şehirde takip edebilecekleri etkin sanat mekanlarının sayıca artması sevindirici bir gelişme. Bu yerlerden belki de en yenisi, Ulus'taki eski Osmanlı Bankasının ek binasında bulunan, küçücük ama sergileri ve etkinlikleriyle akıllarda mutlaka yer edinecek SALT Ulus. Ankara'nın sanata en yaraşır ve şehirde nadir bir tarihi dokuya sahip olan Atatürk Bulvarı üzerinde, Devlet Tiyatrolarının hemen yanındaki iki katlı binada yer alıyor. Geçtiğimiz yılın 2 Nisan'ında açılmış burası. SALT'ın İstanbul'daki sanat merkezleriyle işbirliği içerisinde çeşitli projeler ve sergiler Ulus'ta da sanatseverlerin beğenilerine sunuluyor. Sergi denince akıllara yalnızca birkaç tablo ve heykelden oluşan klasik anlamda düşündüğümüz koleksiyonlar gelmesin, çünkü özellikle popüler kültür, toplumsal olgu ve olaylar, dil ve kimlik gibi konulara ilişkin; hatta çeşitli sosyolojik deneyler sonucu elde edilen bulgulara dayalı modern anlamda sanatsal çalışmalar bulunuyor burada. SALT Ulus'un araştırmacılar için sunduğu imkanların yanısıra, "geçerken ilgimi çekti, uğradım" diyenlerin de (ki bunlardan biri de benim, burayı Küçük Tiyatro'ya giderken 'burası da neymiş ki?' diye keşfettiğimi itiraf edeyim.) görsel birikime ve farklı kültürlere dair çok şey bulabileceği bir sanat mekânı.




Tarihi bina içinden bir görünüm

Özellikle geçmiş yıllarda, Ankara'nın sunduğu kültürel etkinlik çeşitliliğinin İstanbul'a göre bazı alanlarda daha kısıtlı olduğunu üzülerek görüyorduk. Ülkedeki ve dünya çapında güzel sanatlardaki gelişmeleri takip etmek, internetin sunduğu olanaklar sayılmazsa hayli güç oluyordu. SALT Ulus, hem ülkemizde hem de dünyanın metropollerden köylere dek değişen yerlerinde gerçekleştirilen deneysel çalışmaları ve onların sonucunda elde edilen kültürel ürünleri tanıtıp öykülerini paylaşıyor her yeni koleksiyonda. Biraz daha açmak için örnekleyeyim. Buranın önünden ilk geçişimde, binanın girişinde bulunan kocaman pencerelerden içeride bulunan iki televizyon ekranı görünüyordu. Bu ekranda iki kişi sürekli bir şeyler söylüyorlardı. İçeri girdiğimde belirli bir söz öbeğinin sürekli olarak tekrar edildiğini duydum, sadece ekrandaki konuşmacıların bu öbekleri farklı duygu durumlarla söylediği anlaşılıyordu. Bu çalışma, sözcüklerin içerdiği anlamlar bakımından her zaman ortak bir kavramı ifade edemeyeceğini, hatta zaman içinde anlamlarını yitirebileceğini bir deneme sonucu gösteriyordu. Wittgenstein'ın "dilin tanımladığı bir fikir birliği yoktur" sözüne ithâfen oluşturulmuş, edindiğim bilgiye göre. Dille ilgilenen birinin rahatlıkla ilgisini çekebilecek bir çalışmaydı bu, üstelik bu tür projeler izleyenini de anlatılanı kendince deneyimleyerek savunduğu fikri sorgulamaya teşvik ediyor.



Başka bir proje örneği de toplumsal bir olgudan yola çıkılarak sunulmuş. Şu sıralar görülebilecek (1 Kasım'a dek SALT Ulus'ta) Polonya Ulusal Kültür ve Miras Bakanlığı tarafından desteklenen "Köklere Dönüş" adındaki sergide yer almakta bu kısa video. Hikâyesi ise şöyle: 17. ve 18. yüzyıllarda Galiçya bölgesinin köy türkülerini temel alan eski dilde yazılmış, en uzunu 2 dakika olan şarkı sözleri ile köylü-feodal düzen ilişkisi ile günümüzdeki benzer mücadeleler arasında ilişki kuruyor. Animelere benzer bir klibi var, oldukça eğlenceli de görünüyor. Tadımlık olarak şuradan izlenebilir:




Koleksiyonun diğer kısımlarında ise, toplumun kadına bakışı konulu, hem Türkiye'de gerçekleştirilmiş bir sosyolojik deney, hem de Polonya'da oluşturulmuş iki farklı çalışma bulunuyor. 
Kendini sürekli yenileyen bir sanat istasyonu gibi düşünülebilir SALT Ulus. Düzenli olarak değişen koleksiyonlara ek olarak, diğer ülkelerdeki sergilere dair oluşturulmuş kaynaklar arasında ayaküstü bir araştırmaya bile girişebilirsiniz. Bu kaynaklardan birinde, çok değil 2 yıl önce Atina'da yine dillere dair benzer bir sergi oluşturulduğunu ve bu sergide cumhuriyet öncesi Karaman'da yaşayan Rumların Yunan alfabesiyle yazdığı Türkçe eserlerden örnekler sunulduğunu okudum "Ana Diller Baba Boğazlar" halısı (Slavs & Tatars çalışması) üzerinde otururken. 




Burada sadece sergi ve koleksiyonlar var dersem pek doğru olmayacak. Belirli aralıklarla film gösterimleri, dinletiler ve sanatçılarla söyleşiler düzenleniyor.Ayrıca her aynı son perşembesi (bu ayın "Uzun Perşembe"si 30 Ekim'e denk geliyor) sergi gece saat 10.00'a kadar açık oluyor.  İşin güzel yanı da, sergiler dâhil bütün etkinliklerin ücretsiz sunuluyor olması. Özellikle öğrenciler için arada kaçıp görülebilecek şahane işler var. 

Böyle güzel bir mekanın, İstanbul ağırlıklı çalışmasından dolayı, etkinlik sayısı ve içeriği İstanbul'a göre biraz daha sınırlı. Ancak yapılan açıklamada, yakın zamanda Ankara merkezli çalışmaların yapılacaği, buradaki sanatçılar ve projelerin temel alındığı bir seçkinin önce Ankara'da, daha sonra İstanbul'da sergileneceği bildiriliyor. İlerleyen günlerde daha çok buraya özgü işler görmek de mümkün olur belki, kim bilir? 

Güncel olaylar ve çağdaş kültüre dair kendini güncel tutmak isteyen herkesin mutlaka gidip görmesi gereken bir yer olmuş SALT Ulus. İnsanların yaratıcılık içeren fikirlerini görmek, yeni fikirlerin uygulanışını görmek, toplumların değişimini izlemek, farklı bakış açılarını da hesaba katarak yaşam algısına dair düşünmek için fırsatlar sunuyor. 



Ayrıntılı bilgi için: http://saltonline.org/tr#!/tr/512/salt-ulus
Etkinlikleri takip için: https://www.facebook.com/saltonline.tr
"Köklere Dönüş" hakkında bir inceleme: 
http://www.evrensel.net/haber/92515/kirsalin-modernize-hali-koklere-donus.html